Osmanlı Sarayı’ndaki 149 yıllık sır aydınlandı. Profesör Erhan Afyoncu da yazdı
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine damga vuran en büyük gizemlerden biri, 1876 yılında tahttan indirildikten kısa bir süre sonra hayatını kaybeden Sultan Abdülaziz’in ölümüdür. Tam 149 yıldır süregelen bu tartışma, “intihar mı, cinayet mi?” sorusu etrafında şekillenirken, yakın zamanda ortaya çıkan yeni bilgiler ve tarihçilerin yorumları, sarayın derinliklerindeki sır perdesini aralıyor. Özellikle Profesör Erhan Afyoncu’nun, son Halife Abdülmecid Efendi’nin hatıralarına dayanarak yaptığı açıklamalar, olayın ardındaki hanedan içi iktidar kavgasının boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu makale, Sultan Abdülaziz’in şüpheli ölümünü, tarihsel süreç içindeki tartışmaları ve son dönemde aydınlanan yeni detayları ele alacaktır.
Sultan Abdülaziz’in Şüpheli Ölümü: Kronoloji ve Tartışmalar
30 Mayıs 1876 tarihinde bir darbeyle tahttan indirilen Sultan Abdülaziz, sadece beş gün sonra, 4 Haziran 1876’da yatağında ölü bulundu. Resmi açıklama intihar yönündeyken, bu ölüm halk arasında büyük bir üzüntü ve şüphe uyandırdı. Dönemin önde gelen devlet adamlarından Serasker Hüseyin Avni Paşa, bu şüpheli ölümün baş sorumlusu olarak görüldü ve Sultan’ın eşinin kardeşi Çerkes Hasan Bey tarafından intikam amacıyla öldürüldü.
Sultan II. Abdülhamid döneminde dahi bu konu kapanmadı. 1881 yılında “Yıldız Mahkemesi” adıyla bilinen yargılamalar sonucunda, aralarında eski Sadrazam Midhat Paşa’nın da bulunduğu birçok kişi Sultan Abdülaziz’in katilleri olmakla suçlanarak idam cezasına çarptırıldı. Ancak bu yargılamaların adil olup olmadığı, uzun yıllar boyunca tarihçiler arasında tartışma konusu oldu.
İlber Ortaylı’dan Cinayet Vurgusu
Prof. Dr. İlber Ortaylı gibi önemli tarihçiler, Yıldız Mahkemesi’nin tutanaklarının hukuka ve usule uygun olmadığını, özellikle itirafların işkence altında alındığını belirtmişlerdir. Ortaylı, dindar bir kişiliğe sahip olan Sultan Abdülaziz’in intihar etmesinin mümkün olmadığını, sağ ve sol kollarını bir makasla kesmesinin imkansızlığını vurgulayarak, olayın açıkça bir cinayet olduğunu savunmuştur. Ayrıca, olayı planlayan Hüseyin Avni Paşa’nın dostu Midhat Paşa’nın da “cuntanın adamı” olması sebebiyle arada kaydırıldığını iddia etmiştir. Ortaylı’ya göre, hanedanın halledilen bir padişahın katlinden çekinmesi, olayın intihar olarak gösterilmesine yol açmıştır.
Yeni Belgeler Işığında Saray İntrikaları ve Veraset Krizi
Sultan Abdülaziz’in ölümüne dair yıllardır süren bu tartışmalar, Yazar Murat Bardakçı’nın “Halife Abdülmecid Efendi, Hatıralar” adlı kitabının yayımlanmasıyla yeni bir boyut kazandı. Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun da Sabah gazetesindeki köşesinde aktardığı bu hatıralar, cinayet teorisini güçlendiren çarpıcı detaylar içeriyor.
Hanedan İçi Çekişmeler Darbeye Zemin Hazırladı
Halife Abdülmecid’in anılarına göre, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve ardından öldürülmesi, hanedan içindeki derin çekişmelerin ve veraset sistemi üzerindeki hesaplaşmaların bir sonucuydu. Olaylar, Mısır Hıdivi İsmail Paşa’nın ısrarları üzerine hıdivlik makamının kendi soyuna geçmesini sağlayan fermanla başladı. Bu durum, Osmanlı veraset sisteminde de benzer bir değişikliğe gidileceği, yani Sultan Abdülaziz’den sonra tahta kendi soyundan gelenlerin geçeceği söylentilerini beraberinde getirdi.
Özellikle Pertevniyal Valide Sultan’ın, torunu Yusuf İzzeddin Efendi lehine veraset kurallarını değiştirmek istemesi, gerilimi tırmandırdı. Valide Sultan’ın, Mısır Hıdivi İsmail Paşa ile iş birliği yaparak Sultan Abdülaziz’in kızı Saliha Sultan ile İsmail Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’yı nişanlaması, hanedan içinde büyük bir rahatsızlık yarattı. Zira bu durum, padişahlığın farklı bir soya geçme ihtimalini doğuruyordu.
Veliaht Murad Efendi ve Şehzade Abdülhamid’in Rolü
Veraset sisteminin değişme ihtimali, o dönemdeki veliaht Murad Efendi ile annesi Şevkefser Kadınefendi’yi büyük bir telaşa sürükledi. Çevrelerindeki kışkırtmalarla padişaha karşı düşmanlıkları artan bu grup, Serasker Hüseyin Avni Paşa ile temasa geçti. Ayrıca, Murad Efendi’nin tahta çıktığında Meşrutiyet’i ilan edeceği vaadiyle Midhat Paşa da kendi saflarına çekildi. Şevkefser Kadınefendi’nin büyücülere başvurması dahi, bu darbe planının ne denli derinlere indiğini gösteriyor.
İkinci veliaht konumunda olan Şehzade Abdülhamid de bu süreçte aktif rol oynadı. Kendi lehine bir sonuç elde etme çabası, hanedan içindeki gerilimi daha da artırdı ve Hüseyin Avni Paşa’nın darbesine zemin hazırladı. Valide Sultan ise, veraset sisteminin değişmesiyle tehlikenin bertaraf edileceğine inanarak devletin önde gelenlerini bu düşünce etrafında birleştirmeye çalıştı. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Sultan Abdülaziz’in bazı alanlarda yetersiz kalması ve devlet adamlarından yeterli desteği alamaması, onun feci akıbetine engel olamadı.
Halife Abdülmecid’in Kesin Tanıklığı: “Babam Şehittir!”
Halife Abdülmecid Efendi, hatıralarında babasının ölümüne dair kesin bir ifade kullanır: “Sevgili pederim hakan-ı mağfur Abdülâziz Han Hazretleri intihar etmemiştir, şehiddir. Ben bu felaketin korkusuz şahidiyim. Ömrümün son anına kadar yaralı kalbimden o acı hatıratı bütün hakikatle muhafaza edeceğim.” Bu sözler, Sultan Abdülaziz’in “harcanmış bir itimadın” ve “ihanetin” kurbanı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Halife Abdülmecid, özellikle Yusuf İzzeddin Efendi’yi “babasına, padişahına, halifesine ve neticede vatanına ihanet etmiş, tarihe bir mücrim olarak geçmiştir” diyerek suçlamaktadır.
Sonuç: 149 Yıllık Sır Perdesi Aralanıyor
Sultan Abdülaziz’in 1876’daki ölümü, Osmanlı tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak uzun yıllar boyunca gizemini korudu. Ancak son Halife Abdülmecid Efendi’nin hatıraları ve Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun bu bilgileri kamuoyuyla paylaşması, 149 yıllık sır perdesini aralamış ve olayın bir cinayet olduğu tezini güçlü bir şekilde desteklemiştir. Bu yeni bilgiler, Sultan Abdülaziz’in ölümünün sadece siyasi değil, aynı zamanda hanedan içindeki derin veraset ve iktidar mücadelelerinin bir sonucu olduğunu gözler önüne sermektedir. Tarihi olaylara yeni bir perspektif sunan bu tür birincil kaynaklar, geçmişi anlama ve yorumlama biçimimizi zenginleştirmeye devam edecektir.
Yorum gönder